Aysel ÇÖLTÜ

Aysel ÇÖLTÜ

LOBİCİLİK VE SAVUNUCULUK 

A+A-

Savunuculuk, STK’ların ortak bir çıkar için herhangi bir kamu politikasını etkileme girişimidir Karar vericileri etkileyerek, yasaları veya politikaları toplumdan dışlanmış kesimler lehine değiştirmek için, bilgiyi stratejik olarak kullanma süreci olarak da tanımlanabilir.

Savunuculuk, politika veya yasa değişiklikleri talep etmeyi veya yapılan değişikliklere katkıda bulunmayı amaçlar. Politika ve yasa değişikliklerinde karar vericiler önemli bir konumdadır. Karar vericiler, yerel, bölgesel, ulusal veya uluslararası düzeyde, atanmış veya seçilmiş kişiler olabilir. Örneğin, bakanlar ve milletvekilleri ulusal düzeyde seçilmiş karar vericiler, valiler ve kaymakamlar yerel düzeyde atanmış karar vericilerdir. Çözmeye çalıştığınız sorun için ulusal, yerel ve uluslararası düzeylerde, atanmış veya seçilmiş karar vericileri etkilemeniz gerekebilir.

Savunuculuk faaliyeti yürütürken örgütler farklı yaklaşımlar benimseyebilir. Bunlardan bazıları kamu çıkarları için savunuculuk, insan merkezli savunuculuk ve katılımcı savunuculuk olarak açıklanabilir. 
Kamu çıkarları için savunuculuk, özellikle yasalarda değişiklik amaçlar. Lobiciler ve medya uzmanları gibi profesyonellerle yürütülen, büyük ölçekli kampanyalar düzenlenen, geniş kamu çıkarları için kamu kaynaklarını yönlendirmeyi amaçlayan savunuculuk yaklaşımıdır. Bu tür savunuculuk faaliyetlerine Uluslararası Af Örgütü ve Greenpeace’in çeşitli alanlarda yürüttüğü çalışmalar örnek verilebilir.

İnsan merkezli savunuculuk ise, politikanın bir uzmanlık alanı olmadığı fikrinden hareketle, özellikle yoksul ve toplum dışına itilmiş kişilerin, hayatlarını doğrudan etkileyen konularda politikaları etkileyebilmeleri için güçlendirilmesini amaçlar. Bu savunuculuk yaklaşımına, aşağıda incelenecek olan, Jübile 2000 Kampanyası'nın gelişmekte olan ülkelerin borçlarının silinmesi için yürüttüğü çalışmalar örnek verilebilir.

Katılımcı savunuculuk ise demokratik yönetişimin, devletler kadar vatandaşların da görevi olduğu fikrinden hareketle, sivil toplumun farklı kesimlerini karar alma süreçlerine dahil ederek, kamusal alanın ve yurttaşlığın sınırlarını genişletmeyi hedefler. Bu yaklaşıma örnek olarak yolsuzluğu önlemek üzere hükümetlerin şeffaflık ve hesap verebilirliklerini artırarak, katılım mekanizmaları geliştirmelerini talep eden faaliyetler örnek verilebilir. 
Savunuculuk faaliyetleri için farklı roller benimsenebilir. Bu roller denetleyici, savunucu ve hizmet sağlayıcı olarak özetlenebilir. Denetleyici olarak STK’lar, tespit ettikleri sorunla ilgili politikaları sürekli izlerler. Çocuk hakları ile ilgili olarak çalışan bir STK’nın bu konuda çıkarılacak yasayı veya varolan yasanın nasıl uygulandığını sürekli izlemesi bu role örnek olarak verilebilir. 
Savunucu olarak, örgütler sorunla ilgili öneriler geliştirirler ve bu önerilerin hayata geçirilmesi için faaliyetler yürütürler. Bu tür savunuculuk rolünü yürüten örgütlere düşünce üretim merkezleri örnek verilebilir. Hizmet sağlayarak savunuculuk yapmak üzere, örgüt ele aldığı sorun ile ilgili çözüm geliştirerek, bu çözümü küçük ölçekte uygulayabilir. Bu şekilde ürettiği modelin daha geniş ölçekte (yerel, ulusal veya uluslararası) yaygınlaştırılması için yürüteceği faaliyetler de hizmet sağlayarak savunuculuk faaliyetleri yürütmek olarak tanımlanabilir. Yargıyla muhalif çocuklarla ilgili olarak tutukevlerinde kurulacak bir izleme komitesi modeli oluşturulması ve daha sonra bu modelin yaygınlaştırılmaya çalışılması bu tür savunuculuk faaliyetlerine örnek oluşturabilir. 

Örgütler savunuculuk için farklı yöntemler kullanabilir. Bu yöntemler arasında karar vericilerle işbirliği yapmak veya karşı karşıya gelmek sayılabilir. Örneğin çevre örgütlerinin, hassas ekosistemlerin korunması konusunda özellikle yerel yönetimlerle işbirliği yapmaları ve bu yöndeki politikalarını etkilemek için beraber çalışmaları bu yönteme örnek olarak verilebilir. Aynı örgütün hassas ekosistemlerin korunması için bir yasada değişiklik talep etmesi ise, karar vericilerle karşı karşıya gelmesine örnektir. Olumlu bulunan yasa, politika veya programların kapsamadığı faaliyetlerin bir STK tarafından yürütülmesi ve dolayısıyla bu yasa, politika veya programın desteklenmesi de bir savunuculuk yöntemidir. 

Savunuculuk stratejileri yasa ve uygulamalardan ortaya çıkan sorunlar kadar, toplumda varolan bazı kültürel özellikler de sorunun sebebi olabilir. Dolayısıyla STK’ların kamuoyunu belli konularda bilinçlendirmeleri veya farkındalık yaratmaları da bir savunuculuk yöntemidir. Örneğin kadın örgütlerinin kadına karşı şiddet ile ilgili olarak yürüttükleri kamuoyunu ve özellikle kadınları bilgilendirme çalışmaları bu kapsamda değerlendirilebilir.
Kampanyalar, ele alınan sorunun geniş bir kitle tarafından desteklenmesi için yürütülen faaliyetlerdir. Karar vericileri geniş kamuoyu desteği ve katılım ile etkilemek için kullanılabilir. İmza toplama, mektup, faks ve e-posta en sık kullanılan yöntemler arasındadır. 

Lobicilik ise, savunuculuğun yasaları etkilemeye odaklı biçimidir 5. Kararların temsilciler tarafından alındığı yerel, ulusal veya uluslararası kurumları etkilemeyi hedefler. Özellikle ABD’de baskı grupları, kişiler, şirketler veya STK'lar tarafından kullanılan bir yöntemdir. Kaynakları olan çıkar gruplarının lobi faaliyetleri yürütmesi toplumun bazı kesimlerinin politika sürecinden dışlanmalarına yol açacaktır. Dolayısıyla lobicilik sadece uzmanlar, profesyoneller ya da belli çıkar gruplarının kullandığı bir yöntem olmamalıdır. Lobicilik çok çeşitli çıkarlar ve sorunların çözümü için kullanılmalıdır. Yeterli deneyim ve kitlesel desteği olan aktivistlerin, profesyonel uzmanlardan daha iyi lobiciler olduğu da söylenmektedir.

Savunuculuk faaliyeti yürüten STK’ların toplumda yaratacakları dönüşüm, küçük bir grupla sınırlı kalmayacaktır. Etkilenen yasa, politika veya programlar bir çok insanı etkileyecektir. Dolayısıyla STK’ların savunuculuk yaparken karşılaşabilecekleri sorunlardan biri bu faaliyetlerin meşruiyetidir. Bir STK’nın yürüttüğü savunuculuk faaliyetlerinin meşruiyetini, tek başına STK’nın tüzel kişiliğinin olması sağlayamaz. 

Örgütün resmi olarak kayıtlı olması, politikalar üzerinde yapmak istediği etkiyle doğrudan ilişkili değildir. Dolayısıyla tüzel kişiliği olmayan, girişim, platform ve benzeri oluşumların savunuculuk faaliyeti yürütmesi de meşrudur. Savunuculuk faaliyetlerinin meşruiyeti ile ilgili olarak farklı görüşlere rastlanabilir. Özellikle yerel örgütlerde savunuculuğun geniş bir üye tabanına dayandırılması kısmen bir meşruiyet oluşturabilir. Fakat aynı örgütün doğrudan temsiliyet iddia etmeden, sadece üyelerine değil, örgütün dışına da hesap verebilir ve şeffaf olması gerekir. Üyelerini temsil etme iddiasında olmayan örgütler savunuculuk ile ilgili meşruiyetlerini temel değerlerine dayandırabilir. İnsan hakları, çocuk hakları, kadın hakları ve benzeri hak temelli örgütler meşruiyetlerini bu değerlerden yola çıkan haklara dayandırabilir. Örgütler savunuculuğun meşruiyetini ihtiyaç sahipleri ile kurdukları ilişkilerden kazandıkları deneyim veya uzmanlıklarına dayandırabilir. Fakat deneyim veya uzmanlık da güç ilişkileri doğurabilir. Sıkça rastlanan, uzman görüşlerinin herhangi bir değer içermeyen, siyasi olmayan ve dolayısıyla tarafsız ve doğru görüşler olduğu inancı bu yüzden yanıltıcı olabilir. STK’lar yürütecekleri savunuculuk faaliyetlerinin meşruiyetini içinde bulundukları koşullara göre değerlendirmelidir. Sürece özellikle adına hareket edilen kişilerin veya hedef grupların dahil edilmesi, yaratılacak dönüşümün meşruiyetine katkıda bulunacaktır. Geniş üye tabanı, temel değerler, deneyim veya uzmanlık her bir STK’nın savunuculuğunu yürüttüğü konuda bazı temel hareket noktaları verecektir. Bunlar üzerine kurulacak savunuculuk stratejileri de daha tutarlı ve etkili olacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar