Aysel ÇÖLTÜ

Aysel ÇÖLTÜ

AKTİF VATANDAŞLIK NEDİR?

A+A-

Bazı Batı Avrupa ülkeleri, nüfusun dezavantajlı gruplarının katılımını ve bütünleşmesini arttıracak yeni yöntemlerin arayışı içine girmişlerdir. AB’deki politikacılar, planlayıcılar ve üye devletler mevcut refah politikalarını daha uygun ve güncel programlar, örgütler ve refah yardımları tasarlanıp tasarlanamayacağını görmek için teste tabi tutmaktadırlar. Burada, mümkün olduğunca çok vatandaşın topluma aktif ve anlamlı katılımını sağlama ihtiyacına özellikle vurgu yapılmaktadır. Avrupa gündeminde bu amaç genellikle “aktif vatandaşlık” olarak adlandırılmaktadır.

Aktif vatandaşlığın ne olduğu konusunda kesin ve genel kabul gören tek bir açıklama bulunmamaktadır. Farklı geleneklere mensup farklı gruplar, aktif vatandaşlığı farklı açılardan ele almaktadırlar. Örneğin, liberal bireyci görüşte, bireyler devletin dışında tutulurken, toplumcu görüşte vatandaşlar tıpkı bir bütünün parçaları gibi politik topluma dahil olmuşlardır ve ortak gelenekler dahilinde kendi kişisel ve sosyal kimliklerini biçimlendirebilirler. Dolayısıyla aktif vatandaşlığın, farklı devlet geleneklerine bağlı olarak farklı anlaşıldığı sonucunu çıkarmak mümkündür.

Bununla birlikte, günümüzde aktif vatandaşlık denince ağırlıklı olarak “vatandaşların katılımının” anlaşıldığı da açıktır. Buradan hareketle aktif vatandaşlığın genel bir tanımı, vatandaşların dahil oldukları toplumdaki problemleri tanımlamada ve bunlarla baş etmede ve aynı zamanda yaşam kalitelerini yükseltmede aktif biçimde yer almalarını sağlayan imkanlara sahip olmaları şeklinde yapılabilir. Öte yandan, demokrasiler için vatandaşlarını aktif olmaya ve toplumla ve siyasi süreçlerle bütünleşmeye motive etmek gittikçe daha zor hale gelmektedir. Demokratik toplumlar devam etmek için, politik ve ortak süreçlere katılan vatandaşlara ihtiyaç duymaktadırlar. İşte aktif vatandaşlık da burada önem kazanmaktadır. Ayrıca aktif vatandaşlığın önemi, bireylerin yaşadıkları topluma doğrudan ve pozitif katkı yapmak suretiyle daha iyi bir toplum yaratma gücüne ve potansiyeline sahip olmalarından da kaynaklanmaktadır. 
“Aktif Vatandaşlık” genel anlamı ile bireylerin içinde yaşadıkları kent ya da ülke sorunlarını belirleme, bunlarla mücadele etme ve yaşam kalitesini artırma doğrultusunda katılım olanağına sahip olmasıdır.
Aktif vatandaşlığa yapılan vurgunun bir diğer gerekçesi ise dışlanmanın önüne geçilmesi ve toplumsal birlik ve beraberliğin sağlanmasıdır. 
Toplumu ilgilendiren konularda sorumluluk almak, örgütlere yardımcı olmak, gönüllülük gerektiren konulara katılmak “Aktif Vatandaşlık” olgusunun temellerini oluşturuyor.

Bir ülkenin devamlılığını sağlayabilmek ve farklılıkları ortak amaçlarda birleştirebilmek, bireylere vatandaş olma bilinci kazandırmakla gerçekleşebilir. Bu nedenle vatandaşlık eğitimi yalnızca örgün eğitimde okullarda verilen bir ders değil, yaşam boyu öğrenmeye dayalı dinamik bir süreçtir. Bu süreç, toplumda yaşayan her bireyin bilgili, problem çözücü, katılımcı, sorumluluk sahibi, toplumsal sorunlara duyarlı bir varlık olarak yaşamasını destekler. Gerçekte günümüze değin yapılan çalışmalarda vatandaşlık kavramının ne olduğu hep tartışılmış olmakla beraber, özellikle küreselleşen dünyada vatandaşlık kavramının içinin boşaldığı ve anlamını yitirdiği de öne sürülmektedir. Oysa; toplumsal hatta küresel sorunlar ile başa çıkabilmek için aktif ve etkili vatandaşlığın önemi açıktır. Bu nedenle gelişmiş ülkelerde özellikle gençlerin aktif, etkili ve katılımcı vatandaş olmaları için bilgi ve becerilerinin iyileştirilmesi ile değerlerinin yönlendirilmesine ilişkin çabaların arttığı gözlenmektedir. 

Aktif vatandaşlık ile sosyal hizmetlere kalite, seçme hakkı (farklı hizmet sunucuları arasındaki rekabetin kaliteyi arttırması), standart (hizmetlerin belli bir standardının olması) ve değer (vatandaş aynı zamanda bir vergi ödeyicisidir ve ödediği verginin karşılığı olan hizmetleri almalıdır) şeklinde 4 kriter getirilmiştir. Bu kriterler kesin biçimde vatandaşlığın siyasi görünümünün altını doldurmaktadır. Hizmetleri kullananlar bunlardan tatmin olmadıklarında şikayetlerini toplu eyleme geçmek yerine, bireysel tüketiciler olarak dile getirme konusunda teşvik edilirler. Başka bir ifadeyle, toplu ses oluşturmanın önüne geçilmeye çalışılmaktadır.

Aktif vatandaşlığın öneminin son zamanlarda artmasının sebebi, sosyal dışlanmaya karşı bir önlem olarak düşünülmesidir. Gerçekten de birçok ülkede, sosyal dışlanmanın üstesinden gelebilmek için, toplum içindeki kendi kendine yardım mekanizması, gönüllü faaliyetlerde bulunma ve aktif vatandaşlık teşvik edilmektedir. Sosyal dışlanma kavramı yoksulluk, işsizlik, marjinalleşme, gettolaşma gibi birçok sosyo-ekonomik problemi kapsayacak bir kavram olarak kullanılmaktadır. Avrupa Komisyonu sosyal dışlanmayı, vatandaşların sosyal haklarını baz alarak tanımlamaktadır. Buna göre sosyal dışlanma, sivil, siyasi ve sosyal hakların reddedilmesi veya sahip olma yeteneğinden yoksun olunması, devletin vatandaşların bunlara sahip olmalarını ve aktif vatandaşlara dönüşmelerini sağlama rolünü yerine getirememesi olarak tanımlanır.
Sonuç olarak, kendimizin ve yaşadığımız çevrenin farkında olan bireyler olarak aktif vatandaşlığa, yaşadığımız her alanda özen göstermeliyiz. Farkındalığımızı arttırmalıyız.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar